Neolitik Dönem’den Bizans’a Yumuktepe: Mersin kültürel bağın anahtarı

Prof. Dr. Isabella Caneva | Lecce Üniversitesi

Mersin-Yumuktepe Ören Yeri, İlk Çağ’da Kilikia adını taşıyan bölgenin güney kıyısında, Kıbrıs’ın karşısında yer alır. Yer, yine de, Antik Kilikia’daki Roma Dönemi’nin geleneksel görünümünü değil, çok daha eski çağlara uzanan bir evreyi yansıtır: 9 bin yıllık süre içinde oluşan arkeolojik yığıntı, 23 metre yükseklikte bir tepe görünümündedir. Tepenin ilk tabakası, bölgenin, daha yakın bir kıyı çizgisiyle ve büyük bir bölümü henüz oluşmayan Adana deltasıyla, görünüşünün farklı olduğu Antik Çağ’dan binlerce yıl öncesine tarihlenir. Yumuktepe’ye olan ilgi, yerin Neolitik’ten Bizans Dönemi’ne kadar oluşan yoğun tabakalaşmasına olduğu kadar Anadolu ve Suriye arasındaki kültürel bağın onu anahtar öğe yaptığı coğrafi konumuna da bağlıdır. Yumuktepe, 1930’lu yıllarda, Yakındoğu’da saptanan ve kazısı dönemin en ünlü arkeologları (Garstang, Childe, Gurney vb) tarafından yapılan ilk Neolitik ören yeridir. Daha sonra kazılar 1993’te, önce ortak yönetimin (Prof. Dr. V. Sevin, İstanbul Üniversitesi; Prof. Dr. I. Caneva, Roma La Sapienza Üniversitesi) ardından I. Caneva’nın (Lecce Üniversitesi) sorumluluğu altında, Dışişleri Bakanlığı (İtalya), Lecce Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi’nin mali katkıları ve Mersin’nin kamu ve özel kuruluşlarının desteğiyle yeniden başlatıldı. İnterdisipliner yöntem ile yönetilen yeni dönem kazılarında, ortaya çıkarılan hayvan kemikleri ve bitki kalıntıları üzerinde yapılan araştırmalar geçmiş dönem ekonomik hareketlikler ve doğal çevre hakkındaki bilgilerimizi zenginleştirmiştir.

Neolitik yapılar

Mersin Neolitik Çağı, açıkça doğu kökenli olan bir habitat içinde, evcil hayvan ve bitki kullanımının en eski belgelerini sunar. Erken Neolitik (M.Ö. 7000- 6200) evresi mimarlığı, ahşap örgü ve balçıktan yapılmış, son dönemde de taş basamaklarla desteklenmiş yapılardan oluşur. Yapılar dörtgen biçimdedir. Depolama alanları, sadece tabanını bulduğumuz, çakıl döşemeli ve çamur duvarlarının tabanı olan, baklagiller ve tahılların korunması için inşa edilmiş silolardan oluşur.

Değiş-tokuş ağı

Anadolu yaylası ile doğu bölgeleri arasında kurulan ilişkilerdeki önemli rolünü doğrulama açısından Yumuktepe’de, aynı zamanda, Orta Anadolu obsidyen aletleri ve çağdaş Suriye-Mezopotamya evresine özgü parlak siyah keramik, yine, Amuk Ovası, Güneydoğu Türkiye ve Suriye’deki Balık’ta bilinen tipte geometrik desenli mühür baskıları ortaya çıkarılmıştır. Orta Anadolu obsidyeni tüm Yakındoğu’da yaygındır ve Kilikia merkezlerinin, karmaşık ve geniş değiş-tokuş ağına çeşitli şekillerde karışmış olmaları olasıdır, birkaç bin yıl sonra, bakır ve tunç işçiliği ürünlerinin, biçimlerinin ve teknolojilerinin dolaşımında olduğu gibi. Mimari yapıların önemi, Geç ve Son Neolitik (M.Ö. 5800) evrelerde giderek artar; buna karşılık köy, sonraki dönemlerde yöreye özgü nitelik oluşturan bir akropolis ve teraslı yerleşim şemasına göre yapılaşır. Bu evrede, yerleşim içinde bir gömütlüğün varlığına sıkça rastlanır.

Toplu törenler

Geç Kalkolitik’e atfedilen ve M.Ö. 4500- 4300 yıllarına tarihlenen dönemde tepenin tüm yüzeyini kaplayan bir kerpiç platform bulunur. Ortalama iki metre yüksekliğindeki bu platformda, büyük bir merkezi oda ve yanlarda düzenlenmiş çok sayıda küçük odadan oluşan üçlü bir forma sahip büyük bir bina mevcuttur. Her ne kadar yapının yarısından biraz fazlası gün ışığına çıkarılmış olsa da, Ubeyd tipi üç odalı bir plan net olarak gözükmektedir. Merkez salon, duvarların ve çatının çöken enkazı altında kalmıştır ve herhangi bir alet veya çömlek kalıntılarına rastlanılmamıştır. Buna karşın, küçük yan odalarda, büyük miktarlarda materyal elde edilmiştir. Bunlar arasında İran menşeli bir vazo ve bir mühür baskısı, uzun mesafeli ticari trafiğe ve mühürlenmiş kaplarla kontrol edilen nesnelere işaret etmektedir. Buna ek olarak, küçük alanlarda, kullanıma hazır çömlek çökeltilerinde büyük miktarda çanak-çömlek malzeme birikmiştir. Çanak çömlek sadece bir aile bağlamı için aşırı derecede bol olmakla beraber, aynı zamanda normal şartlarda bir ev repertuvarını karakterize eden çeşitli formları da göstermemektedir: Esasen sadece iki tip vazo vardır, biri az sayıda büyük ebatlarda kaplar, diğeri ise küçük boyutlarda aynı şekil ve büyüklükte, seri üretime sahip kâselerdir (en az 700). Bu anormal mevcudiyet, aile tüketimi yerine paylaşılmış/dağıtılmış yiyeceklerin veya toplu törenler için ziyafetlerin organize bir dağılımının önerilmesine imkân sağlar. Öz itibariyle, Ubeyd kültürünün üç odalı yapının tipik formu, burada uzun mesafeli ticaret ve ticari trafiğin kontrolüne işaret eden verilerle birlikte, bir aile düzeyinden daha çok sonraki binyılın merkezileşme yapılarına bir başlangıcını ifade eden arkaik bir merkezi ekonomiyi gösteren bir sosyal organizasyon modeline işaret eder.

Mersin Büyükşehir Belediyesi’den kazılara destek: “Arkeopark için kararlıyız”

Mersin Büyükşehir Belediyesi, 9 bin yıllık geçmişe sahip Yumuktepe Höyüğü’nde yapılan kazılara destek oluyor. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, “Yumuktepe’nin mevcut olumsuz koşullarından kurtulup Mersin’e yaraşır biz Arkeopark olması için kararlıyız” diye konuştu. Yumuktepe Höyüğü’nün olduğu bölgenin tarihini ortaya çıkarmak istediklerini belirten Başkan Seçer şunları kaydetti: “Bu konuda her türlü imkânlarımızı seferber edelim. Belediye başkanlığı sadece yol yapmak, asfalt yapmak ya da bina yapmak, imar düzenlemeleri yapmaktan öte bir şey; kentin tarihine de sahip çıkmaktır. İşte onun için arkeoparkın yapımını süratlendirelim. Ama gel gelelim Türkiye’de de işler o kadar kolay yürümüyor. İzinler, aksaklıklar, eksiklikler; daha önce dostlarımızla, hocalarımızla bu konuda toplantılar da yaptık. Fakat Yumuktepe’nin o mevcut olumsuz koşullarından kurtulup Mersin’e yaraşır bir arkeopark olması için kararlıyız. Bunu da çok kısa bir süre içerisinde vatandaşlarımıza olması gereken bir hizmet olarak sunacağımızın sözünü vermek isterim.”

Caneva’nın büyük emeği

“Yumuktepe deyince, 1968 yılından bu yana ülkemizde birçok kazıda emek vermiş, belki de yaşamının büyük bir kısmını Anadolu’nun büyülü topraklarının gizemini ortaya çıkarmak için çalışmış bir kişi olan Isabella Caneva’dan bahsetmemek de büyük haksızlık olur” diyen Başkan Seçer, “Isabella Caneva’nın Mersin’imizle tanışması 1993 yılına dayanıyor. Yumuktepe kazımız 1936 yılında İngiliz arkeolog John Garstang tarafından başlatıldıktan sonra arada bir dönem çalışmalar yapılmıyor. Arkasından 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Profesörü Veli Sevin ile beraber Isabella Hanım’la tanışıyor Mersin’imiz. Isabella Han’ımın verdiği emek, şehrimize sunduğu katkı aynı zamanda bu önemli Yumuktepe kazısı ile ilgili medeniyetlere de bir ışık tutuyor” ifadelerini kullandı.